Hastanede işler Arap saçına döndü. Kurum içi ve kurum dışı şikayetler nedeniyle her gün birkaç personel ya emniyette ya savcılıkta ya da Antalya’da ifade veriyor… İddialar vahim; güçlü olan yine zayıfın yakasında…
Hele bir “Ceset torbası” ifadesi var ki; siz deyin ölüm tehdidi, ben diyeyim personele yönetici uyarısı… Ama o “Ceset torbası” ifadesi iddia olarak dahi dosyalara giriyorsa, orada artık yönetim tartışması değil, açık bir çöküşten söz edilir. Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde yaşananlar sıradan bir personel gerilimi, basit bir idari uyuşmazlık ya da geçici bir huzursuzluk değil artık…
Adli sürecin ardından Valilik talimatıyla başlatılan idari ön inceleme, devletin bu tabloya “burada ciddi bir sorun var” dediğinin en açık göstergesidir. Bu aşamadan sonra meseleyi küçültmeye çalışan herkes ya gerçeği inkar ediyordur ya da bu düzenin bir parçası haline gelmiştir.
Hastane içinde bir korku ikliminin oluştuğu iddialar artık fısıltı boyutunu aştı, Valilik ve Kaymakamlık makamına ulaştı, adliye ve emniyet koridorlarında yankılandı… Kimin kime yakın olduğu, kimin arkasında hangi siyasi gücün durduğu, kimin dokunulmaz muamelesi gördüğü konuşuluyorsa hastanede, orada kurumsal yapı çoktan yara almıştır.
Doktorlara dahi kafa tutan, yöneticilere laf taşıyan güvenlik görevlileri, izinsiz şekilde izlendiği ileri sürülen güvenlik kameraları, tarafını belli eden idari kadrolar… Bunların hiçbiri “Disiplin” değildir; bunlar, kamu kurumunun içten içe çürümesidir.
Bir kamu kurumunda yetki, düzen sağlamak yerine korku üretmeye başlamışsa, orası artık hizmet üretmez. Sadece ve sadece dedikodu ve itaat üretir. İtaatin olduğu yerde de ne şifa olur ne güven. Sağlık çalışanı kendini güvende hissetmiyorsa, hasta da kendini güvende hissetmez. Bu kadar basittir bu iş.
Daha da rahatsız edici olan şudur: Eğlence mekanlarında verilen samimi görüntülerle, kurum içinde dolaştığı iddia edilen tehdit, hakaret ve mobbing dili aynı yöneticilere ait. Dışarıda gülücük, içeride baskı, hakaret ve “Ceset torbalı” tehdit… Bu tablo yöneticilik değildir; bu, açık bir ikiyüzlülüktür. Bir hastanede çalışma barışı ne organizasyonlarla, ne fotoğraf kareleriyle, ne de yapay samimiyetle sağlanır. Hele hele eğlence mekanlarında göbek atıp, onu basına servis etmeyle hiç sağlanmaz. Çalışma barışı adaletle, eşit mesafeyle ve hukukla sağlanır. Bunu da yapamadığınız apaçık ortada…
Artık asıl soruyu sormanın zamanı geldi. Bu yapı nasıl bu kadar rahat kurulabildi? Defalarca şikayet edilmesine rağmen nasıl ayakta kaldı? Mobbing ve tehdit iddialarıyla anılan bir düzen yıllarca devam edebildiyse, burada sadece birkaç yönetici değil, onları koruyan siyasi irade de sorgulanmalı. Kim var bunların arkasında? Bu rahatlığı bunlara veren kim? İl Sağlık Müdürü mü? Vekil mi? Bakan mı? Çünkü siyaset, kamu kurumlarını kişisel iktidar alanına çevirmek için değil, hizmeti güçlendirmek için vardır. Bizimkiler ise siyaseti baskıyı arttırmak için kullanıyor…
Gazipaşa Devlet Hastanesinde yaşanan huzursuzluğun bedelini sadece sağlık çalışanları ödemiyor bugün… Bu saçmalığın bedelini ilçe halkı ödüyor. Şifaya gelen insan, kulisle, taraflaşmayla ve korkuyla, asık suratlı personelle karşılaşıyorsa, orada kamu hizmeti aksıyordur. Kimse bu yaşananları “Kurum içi mesele” diyerek geçiştirmeye kalkmasın. Bir hastanede korku ve endişe varsa, bu artık kamunun meselesidir.
Yürütülen soruşturmalar ya bu yapıyı gerçekten dağıtacak ya da bu ülkenin en kronik hastalığını bir kez daha yüzümüze vuracaktır: Cezasızlık, müdürlere yetki, güçsüze sürgün… Devlet; hastanede susarsa, boşluğu işte böyle başkaları doldurur. Bunun adı da ne sağlık olur ne kamu düzeni ne de hizmet.
Kalın sağlıcakla…