Savaş KAYA

Tarih: 22.01.2026 19:24

ÇÜRÜME

Facebook Twitter Linked-in

Uyuşturucu meselesini yalnızca “yasaklı madde kullanımı” olarak ele almak, sorunun kendisiyle değil sonucu ile uğraşmaktır. Bu yaklaşım hem kolaycıdır hem de yanıltıcıdır. Çünkü uyuşturucu, çoğu zaman bireysel bir tercih değil; toplumsal bir çöküşün görünür hale gelmiş sonucudur.

Elbette uyuşturucu kullanımının biyolojik ve psikolojik nedenleri vardır. Ancak asıl soru şudur: Bu maddeleri ulaşılabilir, cazip ve kaçış yolu haline getiren toplumsal koşullar nelerdir?

Sosyal eşitsizliğin derinleştiği, yoksulluğun kalıcılaştığı, eğitimden kopuşun arttığı bir toplumda uyuşturucu yalnızca bir madde değildir; umutsuzluğun, yalnızlığın ve değersizlik hissinin kimyasal karşılığıdır. Özellikle sosyal medyanın yarattığı sahte refah algısı, gençleri kendi hayatlarıyla kıyaslamaya zorlamakta; bu karşılaştırma ise çoğu zaman ağır bir yetersizlik duygusuna dönüşmektedir.

Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz kendilerini ifade edebilecekleri, kabul görebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlardan hızla koparılıyor. Sporla, sanatla, kültürle buluşamayan; eşit şartlarda eğitime erişemeyen bireyler için kamusal alan daraldıkça, yasa dışı yapılar genişliyor. Çünkü boşluk asla boş kalmıyor.

Devletin ve toplumun geri çekildiği her yerde, başka organizasyonlar devreye giriyor. Sokak çeteleri, uyuşturucu ağları ve suç ekonomisi; korunaksız bırakılmış mahallelerde, yalnız bırakılmış çocukların hayatına sızıyor. Bu noktada mesele artık bireysel bir “tercih” değil, sistematik bir terk edilmişlik halidir.

Sorunu sadece polis tedbirleriyle, okul kapılarına güvenlik görevlisi koyarak ya da cezaları artırarak çözebileceğimizi sanmak büyük bir yanılgıdır. Bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadele edemezsiniz. Biz ise yıllardır tam olarak bunu yapıyoruz: Sonuçlarla uğraşıyor, sebeplerden kaçıyoruz. Peki, bu sorunları ekonomik krizden, yetersiz eğitimden, emekli maaşlarından, çocukların yetersiz beslenmesinden, çalışmak zorunda kaldığı için okulu bırakan öğrencilerden bağımsız düşünebilir miyiz? Geleceğe dair hiçbir güven duygusu olmayan, günü kurtarma telaşıyla yaşayan bir toplumda gençlerden “doğru tercih” yapmalarını beklemek gerçekçi midir?

Toplumsal çürüme; sosyal bağların zayıflamasıyla başlar. Aile yalnız kalır, mahalle dağılır, okul işlevsizleşir. Ardından güvensizlik artar, kamusal alan daralır ve çocuklar kaderleriyle baş başa bırakılır. Korunmayan bireyler ise her türlü kötülüğe açık hale gelir. Bu nedenle uyuşturucu meselesi, bir sağlık sorunu olduğu kadar bir sosyal devlet sorunudur. Çocuk ve gençlik politikaları olmadan, eşit eğitim sağlanmadan, spor ve sanat kamusal bir hak haline getirilmeden bu sorun çözülemez.

Bugün her şeyden daha çok ihtiyaç duyduğumuz şey; sağlıklı, sürekli ve kararlı bir kamuoyu iradesidir. Çünkü çocuklarını ve gençliğini kaybeden toplumlar, artık gelecek hayali kuramaz. Uyuşturucuya karşı gerçek mücadele, çocuklarımızı hayata bağlayacak bir düzen kurmakla başlar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —