Zeyyat Şahin

Tarih: 15.04.2022 02:16

PANJUR: GÖNÜL PERDESİ

Facebook Twitter Linked-in

Pencereleri dağlara bakan evlerden, pencereleri pencerelere bakan evlere sürgün edildik. Kentli yaşamın gönüllü mahkûmları olduk hepimiz. “Hepimiz” ve “Biz” sözcüklerini unutup, “Ben” sözcüğünü kısır, kırılgan anlamında var olmaya çalışıyoruz.

 

Var olabiliyor muyuz? Hayır, var olamıyoruz. Dağılıyoruz, yok oluyoruz. Üstelik farkında değiliz bunun. Bu dağılıştan yeni ve kentli bir yaşam da üretemiyoruz. Üretemediğimiz bu yaşamı, kentleşememiş kentlerde sürgün yalnızlığıyla tüketiyoruz.

 

Uzak Asya’dan Ön Asya’ya asırlar süren göçün acısı henüz dinmemişken yeniden yollara koyulduk. Kentlerin ışıltısına vurulduk. Oysa kent bize vurgun değildi. Kent yalnız kendisine vurgundu ve kentliler “Narkisos Sendromu” yaşıyorlardı. Bunu fark ettiğimizde ise ne Narkisos olmaya gücümüz yetti ne de hatırlayabildik Narkisoss’u.

Yenildik.

 

Yenilgiye gurbet dedik. “Allı Turnam” türküsüne sığındık. Allı Turnam’ın kanadı kırıktı ve bizi pencereleri dağlara bakan evlere geri götüremezdi. Pencereleri pencerelere bakan evlerde yapayalnız kaldık.

 

Yine de çaresiz değildik. Bir çözüm ürettik: Panjur.

 

Madem pencereden dağlar görünmüyordu, hiçbir şey de görünmemeliydi. Bütün pencereleri panjurlarla kapattık. Kimseyi görmüyorduk ve kimse görmüyordu bizi. Artık kentli olmuştuk. “Yıkılası dağları” hatırladıkça gurbet türküsü dinler olduk gizlice. İçimiz sızladıkça ve özledikçe dağlı yaşamın pencerelerini Türkçeye sığındık: “Kol kırılır yen içinde” deyip sokaklara fırlayarak çılgın kahkahalar attık.

 

Ne de olsa Özdemir ASAF formülü bulmuştu: “Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —