Sen bana gel,
sana ihtiyacım var, desen;
dağları aşar, kışları geçer,
senin düzlüklerine ve sıcaklığına yurt kurarım.
Yurdumu terk edip dağları yer ile yeksan eder
senin gönlünü mekan tutarım
ve lal olur ,
senden başka söz söylemez dilim.
Ben la mekanım, mekanım sensin.
Ben bimarım, dermanım sensin.
Ve ben gönlünü açmış sevgi dilencisiyim,
lütfum sensin.
Gel, desen gelir ve kalırım ebediyen;
kal, desen kalır ve ağular içerim senin elinden;
çünkü bilirim ki ağuları bal, zoru kolay,
uzağı yakın, kışları yaz kılansın sen.
Ben sensizliğin kışlarında
ve ayazında kalmış bir yürek taşımaktan yoruldum.
Evet, yorgunum,
yorgunluğuma ve bitmeyen yolculuklarıma sebep sensin. Senden gelene isyan etmek asiliğin en büyüğüdür;
ama neyleyim, yürek isyan halinde.
Gel demeni beklemekten,
yollarını gözlemekten bitap düştüm.
Senin çölünde mecnun,
senin yolunda meczup misali yürüyorum.
Ben sende bir cümleye sığınmış
öksüz bir sözcük olmaya razıyım.
Oysa sen ömrüme sinmiş bir hikayesin.
Bitmeyen cümlemsin benim,
bitirmeye kıyamadığım hikayemsin.
Ömrüm gel demeni beklemekle geçecek,
biliyorum ama olsun, ne gam.
Sen beklemeye değensin,
sen ömrüme bedelsin.
Bin ömrüm olsa
hepsini yoluna ram ederdim de
bir defa bile yazık oldu ömrüme demezdim.
Seni söylemeyen söz,
seni anlatmayan hikaye
ve sana adanmamış ömür neye yarar ki?
Maksadı olmayan bir hayat
maksuda erişmiş olur mu hiç?
Sen hayatımın maksadısın,
sen benim tek maksudumsun.
Gel, desen
bütün duvarları yıkıp gelirim
kal, desen
ömrümü ömrüne ekler,
oracıkta ölürüm.


